Görüş ve Öneriler

BU ŞEHRİN YILDA 1 GÜNÜ; SADECE 45 SANİYE…

Damla GÜNDÜZ CANBULAT  

Genel Yayın Yönetmeni

Kimdir?


Ağustos 2018

  0

BU ŞEHRİN YILDA 1 GÜNÜ; SADECE 45 SANİYE…


Öyle çabuk geçti ki zaman... Aman..! Büyük aman..! Haykırışları, yakarışları, uğultuları, çırpınışları kalbimizin en derininde hissettiğimiz o kara gününün ardından, kimi unuttu, kimi unutmuş gibi devam etti ama bu şehrin her bir bireyinde kocaman bir sızı kaldı Ağustos’un 17’sinden...

Herkes kendi yaşadığı kadarını bilir ya, ben o korku gecesini tam anlamı ile yaşamadım annemle İzmir’den yola çıkmış Kocaeli’ne doğru geliyorduk, şehre yaklaştığımızda gün yeni doğmaya yüz tutmuştu. Otobüsün içindeki kimsenin olan bitenden zerre haberi yok, kimi bir akrabasına, kimi evine, kimisi de öyle sadece geçiş güzergahı olduğu için Kocaeli’ne giriş yapmaktaydı.

Gözlerinizi kapatın ve hayal edin, ama bunlar hayal değil, yaşanmış kötü bir kabus... Şehre giriş yaparken, sağda tarlalara dökülmüş insanlar görüyorum, anlam veremiyorum. Bu saatte deli mi bunlar? İlerliyoruz, sokaklarda pijamalı, yarı çıplak, üstüne çarşaf dolamış insanlar... Sanırım bir sorun var! Birden kocaman heybetli bir bina ile karşılaşıyorum, yan yatmış tüm tuğlaları asfalta saçılmış...Ne oldu bu eve diyorum… Ve arkadan bir ses; -İzmit yerle bir olmuş batmış diyorlar, çok kişi ölmüş. Ölmüş! Ölmüş mü..! Benim babam? Ablam? Benim mahallem, arkadaşlarım, çocukluğum..!? Annem birden bana dönüp korkuyla -Damla ne diyorlar İzmit battı diyorlar diye haykırıyor... O an hissettiğim tarif edilemez duyguyu anlatmam mümkün değil ama annemin yanında soğuk kanlı kalmak adına hakkında hiçbir şey bilmediğim deprem ile ilgili şöyle bir yorum yapıyorum; korkma anne bi’şey olmamıştır.

Net olmam gerekirse, gerçekten bi’şey olduğuna dair hiçbir fikrim de yoktu o gün... Liseye başlamak üzere olan, hayalleri yeni oluşan ergen bir birey olarak bence bi’şey olmamıştı, en fazla ne olabilirdi ki şehir mi yıkıldı yani... Evet yıkıldı! Benim şehrim, benim sokaklarım, hayal kurduğum ve fazlasını kuracağım her yer yıkıldı! Şimdi o dönemi görmeyen, yaşı yetmeyenler sadece fotoğraflardan gördüğü kadarını bilir ama acının tam merkeziydi bu şehir! Sabaha karşı gördüğüm manzaraları zihnimden silmek istesem de silemem. Bizi getiren otobüs şoförünün, Değirmendere yazıhanesinde tüm yolcuları bırakıp, koşar adımlarla gittiğini unutamam. Neden biliyor musunuz? O abinin ailesinin her bir bireyi göçük altında kalmıştı ve acıya koştu o gün… 

Kimsenin gününün doğmadığı gece 17 Ağustos...Ve o sanki seneler süren 45 saniye..! Atlattık mı? Hayır! Yenisi gelse hazır mıyız? Hayır! Ama acısını biliyor muyuz..? Hem de en derinden!

Hatırladıklarıma nereden devam etmeli bilemiyorum… Değirmendere’den, İzmit merkeze tam 7 saatte geldiğimizi hatırlıyorum. Annem şoktan kurtulamıyordu ve ben her gördüğüm manzara karşısında biraz daha korku biriktiriyordum. Telefonlar kilitlenmiş, kimseye ulaşılamıyor… Düşünün bir, tam anlamı ile yangın yerindesiniz!

O kadar konudan bihaberiz ki, mahalleye vardığımızda “neden kimse yok” diye etrafa şaşkın gözlerle bakıyoruz. Eve korkusuzca girip ve yere dökülen tabak çanağı toplamaya çalışıyoruz... Birden koşarak eve giren babamın sesi ile irkiliyoruz; -Ne yapıyorsunuz! Çıkın evden! Ve çıkış o çıkış... Tek bir insan bile göremediğim mahallemi koşar adımlarla terketmiştik… Babamın korkusunu o gün anlayamayan ben, bugün biliyorum ve hissediyorum. Çünkü babam o korkunç geceyi, o evde tek başına yaşadı... Mahallemi terkedip, ablamın yanına koştuk. Eniştem, ablam ve ailesi parkta sabahlamışlardı onca insanla… Ablamın bizi görünce, ilk bana sımsıkı sarılmasını unutamam. Belki o güne kadar hiç öyle sarılmamıştı... İnsanların "kaybetmek" ne demek, kalbinin en derininde hissettiği kara gündü 17 Ağustos...

Ve sonrası malum, aylarca çadırlarda kaldık... Deprem ve sonrası hikayem bitmez, çünkü kaybettirdikleri kadar tonla kazandırdığı şeyler de oldu. Hafızamda kayıtlı küçük bir anı da; Değirmendere’de İzmir’li gönüllülerin kurduğu “İzmir Çadırkent” uzun süre şehrimin insanına yardım edip destek oldu. Ben de o günlerde İzmir’den gelen gönüllü gençlerin yalvar yakar aralarına girdim, onlarla yiyecek dağıttım, lokma dağıttım, çocuklara oyuncak, insanlara ayakkabı dağıttım, İzmir'den depremin bıraktıklarını görmeye gelen, otobüs dolusu benim yaşlarımda çocukları gezdirip yaralarımızı gösterdim, elimden ne gelirse... Gönüllü gençler beni öyle sevdiler ki, İzmir Çadırkent görevini Kızılay’a devrederken, gönüllüler bizim çadırımıza gelip, anneme kendi kirli tişörtlerini bıraktılar... “Bunu Damla’ya verin, hiç yıkamasın üstünde bugünlerin kiri kalsın, hep saklasın” diye..! Hep saklarım!

Bu şehirde çok kişiye olduğu gibi benim gençliğe girişim de depremle oldu... Acıyı, kaybı, hüznü, ama tüm bunların yanında; paylaşmayı, arkadaşlığı, yardımı bu günlerde edindim... Bu şehrin çocukları iyi bilir otobüs arkalarında yazan o yazıyı; “Kocaeli’yi seviyorum, şehrimi terketmiyorum..!” 

O kara günün hatıraları her yıl uyanır ve biz her hatırladığımızda hüzün sarar kalbimizi. Depremde hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet, acısı hiç dinmeyenlere sabır dileği ile... 

Damla.




Yorumlar

  1. Yapılmış herhangi bir yorum bulunmamaktadır..

BİZ KİMİZ?

Kısaca Kocaeli'yi anlama ve daha kaliteli yaşama rehberi diyebiliriz. Gün içerisinde iş hayatında ve sosyal hayatta neler olup bittiğinden haberdar olmaktan tutun, Kocaeli'nin pek bilinmeyen değerlerini, mekanlarını ve kültürünü insanlara tanıtmaya kadar, hatta hafta sonunu burada nasıl keyifle geçirebilirsiniz gibi şehirle alakalı tüyolar veren bir şehir portalı olmayı amaçlıyoruz..

İLETİŞİM