Görüş ve Öneriler

HANİ HİÇ BİTMESİN İSTEDİĞİN MELODİLER OLUR YA, İŞTE ONLARDAN BİRİ; FADO

Aytuğ PİRİMOĞLU  

Yılport Holding Pazarlama İletişim Müdürü

Kimdir?


Haziran 2018

  0

HANİ HİÇ BİTMESİN İSTEDİĞİN MELODİLER OLUR YA, İŞTE ONLARDAN BİRİ; FADO


Hepimiz için özümüze dönmenin, kendimizle buluşmanın ve ya enerjimizi yenilemenin farklı yöntemleri vardır. Örneğin ben yeni yerler keşfetmeyi, doğayı ve müziği içine dahil ettiğim her adım da yenileniyor ve kendim gibi olabiliyorum. Müzik üzerine yapılan bilimsel açıklamalar, müziğin zaman zaman insanlar üzerinde ne denli etkili olabildiğini birçok kez göz önüne sermiştir. Eğer sizde bir şey keşfetmek ve duygularınızı harekete geçirmek istiyorsanız bu yazı işinize yarayacaktır.

Halk şarkıları bulundukları bölgelerin kültürel miraslarını içinde bulunduran ve kendine has şarkılardır. Dünya üzerinde birçok farklı türde halk şarkıları bestelenmiş olsa da sosyal sınıf farklılıkları nedeni ile genelde popüler olmaktan uzak kalmışlardır. Kimileri çoşku ve mutluluk kimileri ise hüzün barındıran ve ses sanatçısının performansının öne çıktığı halk şarkıları arasında beni Türk Halk Müziği dışında en çok etkileyen ve kendimle buluşturan halk şarkıları ise Portekiz Halk Şarkı türü olarak bilinen Fado’dur.

Fado, uluslararası arenada Portekiz müziğinin en çok tanınan türü olup, latince “kader” anlamındaki “fatum” sözcüğünden gelmektedir. Genelde Fado, İspanyol gitarı ve hafif dışa kavisli, üzerinde yuvarlak bir delik bulunan armut şeklinde kasası ve ikişerli düzenlenmiş, toplam on iki teli olan Portekiz gitarı eşliğinde, tek bir kişi tarafından söylenir. Ünlü Portekizli Şairler, Camoens ve Fernando Pessoa’ya göre Fado kaybedilmiş, elden gitmiş şeyleri dillendirir. Diktatörlük ile ilişkisi yıllar süren Portekiz’in temel halk şarkısı Fado, Kasım 2011’de UNESCO tarafından İnsanlığın Kültürel Mirası listesine alındı ve popülerlik kazanmaya başladı. Fado, ününü onu en iyi yorumlayan olarak görülen Amalia Rodrigues (1920-1999) ile birlikte kazanmıştır. Portekiz’in sanat elçisi unvanını alan Amalia Rodrigues bir ifadesinde Fado için; “Fado gizemli bir şeydir, onu duyumsamak için insanların ıstırapla doğması, arzuları, tutkuları olmayan, sanki hiç var olmamış biri gibi hissetmesi gerekir... Bu kişi benim, bu nedenle ben Fado söylemek için doğdum.”demiştir.

Tarihi 1838 yılına dayandığı belirtilen Fado ile benim tanışmam ise 2017 yılının Şubat ayında oldu. İşim gereği gittiğim Lizbon’da müziğe olan tutkumu bilen arkadaşlarımın önerisi ile Fado kültürünü öğrenme ve canlı performans izleme şansına eriştim. Şans diyorum, çünkü ortamı, tutkusu, melodileri ve sanatçı performansları ile tek kelime ile muazzam bir tecrübeydi.

Lizbon’da Fado dinleyebileceğiniz birçok mekan var, bu mekanların ortak noktası ise aslında birer restoran olmaları. Yöresel şarapların, deniz mahsullerinin ve yine bölgeye ait tatlıların servis edildiği mekanlarda hem lezzet hem de müzik dolu zaman geçirmeniz çok kolay.

Olurda sizin de yolunuz bir gün Lizbon’a düşerse birazdan size önereceğim yere mutlaka gidin ve bu eşsiz tecrübeyi sizde yaşayın.

Clube de Fado! “A alma é o segredo”… Ruhun sırrı. Gerçekten de öyle, bu mekanın bir ruhu var ve bence bütün büyü orada. Yerin yaklaşık olarak 3-4 metre altına indiğinizi ve artık telefonunuzun çekmediğini anladığınız anda, ortamın büyüsüne kapıldığınızı düşünün. Sizce bu bir tesadüf mü?

Clube de Fado’ya adım attığınız anda duvarlarda sizi oraya gelmiş dünyaca ünlü insanların fotoğrafları karşılıyor. Cristiano Ronaldo, Woody Allen, efsanevi rock grubu Scorpions ve Richard Branson, benim ilk etapta aklımda kalan ve şu an hatırlayabildiklerim sadece. İberya peninsulasında genel olarak sıcak kanlı insanların olduğunu aklımızda tutacak olursak, fotoğrafları incelerken yanınıza gelip sizi karşılayan ve biraz sonra büyüleneceğiniz o ana kadar size eşlik edecek olan işletme görevlisinin, sizi kendine hayran bırakan ilgisine şaşırmamalısınız. Merdivenlerden aşağı inerken sanki Kapadokya’da bulunan taş otellerden birinde odanıza gidiyormuş hissine kapılabilirsiniz İşte orası, bütün o sırrın sizle buluştuğu ilk yer, kısık sarı ışıklar, beyaz yüksek tavan ve duvarlar, koyu renkli ve beyaz örtülü masa ve sandalyeler. Duvarlarda Fado müziğinin baş enstrümanları olan İspanyol ve Portekiz gitarları. Tam nereye geldim, burada ne nasıl oluyor derken az önce belirttiğim gibi internet ve telefon kullanamadığınız bir yerde olduğunuzu anlıyorsunuz. Ve evet bu kesinlikle tesadüf değil! Sadece anı biriktirmenize, muhteşem Fado müziği ile buluşmanıza ve lezzet yolculuğuna çıkmanıza izin veriyor burası. 

Siparişinizi veriyorsunuz, ikramlar ve tadımlar derken o an gelip çatıyor. Özellikle ilk defa gidiyorsanız şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz. Merdivenlerden aşağı 3 müzisyen iniyor. Birinde İspanyol gitarı, diğerinde bir Portekiz gitarı ve bir de solist. Kendilerine ayrılan ufak oyuk duvarın önüne geliyorlar. Solist ayakta, enstrümanistler ise sandalyelerindeler. O kısık sarı ışıklar sönmüş, sadece duvar oyuklarında bulunan kırmızı ışık açık… En can alıcı noktaya geldik, çıt ses yok. Ne bir servis elemanı, ne bir müşteri. Sadece sessizlik… İnanılmaz bir duygu, gösterilen saygı olağanüstü. Kimse ne oluyor diye yanındakine sormuyor bile, bir an için ilk defa yaşayacağınız bu tecrübenin, bu güne kadar yaşadıklarınızdan farklı olacağını anlıyorsunuz ve o muhteşem melodiler başlıyor. Nasıl tarif edebilirim bilemiyorum… Susuyor sadece dinliyor ve kapılıp gidiyorsunuz. Çok belli bir ağıt var, neşeliyken bile bir sitem var. Enstrümanları çalanlar virtüöz, vokal olağanüstü. Yaklaşık yarım saat bu inanılmaz kültürle yoğrulduktan sonra, birden her şey normalleşiyor ve müzisyenler alkışlarla mekandan ayrılıyor. O anda servisiniz yapılıyor ve siz lezzet girdabına düşüyorsunuz. Benim kafamda hep aynı soru vardı. Bitti mi? Hayır tabiki, yaklaşık 45 dakika sonrasında bir başka üçlü müzisyen geliyor. Yepyeni bir tını, yepyeni sesler ama hep aynı duygu ve saygı. Bu sefer ilk şoku atlatmanın da verdiği akıllılıkla kameranıza sarılıp bu tecrübeyi başkalarına da aktarmak için kayıt tuşuna basıyorsunuz. İnanın bana, hanginize dinletsem, hanginize izletsem oraya gitmeden bu anlattıklarımı hissetmeniz çok zor. 

Yaklaşık iki buçuk üç saat kadar süren bu serüvenin ardından mekandan ayrılmak çok ama çok zor. Kalakaldığınız bir masa, yanınızdakiler ile şaşkın şaşkın yaptığınız değerlendirmeler, damağınızdaki eşsiz tad. Sonrasında Lizbon’un taş sokaklarında yürürken gecenin karanlığında daha bir saat kadar önce ilk defa duyduğunuz ve belki de bir daha asla tekrarlayamayacağınız melodileri mırıldanmaya çalışırken buluyorsunuz kendinizi.

Müziğin evrenselliği benim için dünyamızın en görkemli şeylerinden biri. Bilmediğim bir dilde, alışık olmadığım tonlarda birçok melodi dinledikten sonra tekrar anladım ki, müzik birbirimizi bir şekilde anlamanın en iyi yolu. 

Geceye dair güzel bir anı için;

Bir sonraki yazıda tekrar görüşmek üzere 

Aytuğ




Yorumlar

  1. Yapılmış herhangi bir yorum bulunmamaktadır..

BİZ KİMİZ?

Kısaca Kocaeli'yi anlama ve daha kaliteli yaşama rehberi diyebiliriz. Gün içerisinde iş hayatında ve sosyal hayatta neler olup bittiğinden haberdar olmaktan tutun, Kocaeli'nin pek bilinmeyen değerlerini, mekanlarını ve kültürünü insanlara tanıtmaya kadar, hatta hafta sonunu burada nasıl keyifle geçirebilirsiniz gibi şehirle alakalı tüyolar veren bir şehir portalı olmayı amaçlıyoruz..

İLETİŞİM